autosedat

Yazar Ahmet Aytaç, Macaristan’dan yazıyor

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

7 Ağustos Pazar günü Belçika’dan yola çıktım.
İlk durağımız ve dinlenme yerimiz Almanya Avusturya sınırında bir yiğidin evinde misafir olduk. Ertesi gün akşamüzeri birlikte yola çıktık. Yolculuk yol çalışmaları yüzünden biraz uzadı.
10 Ağustos Çarşamba günü Macaristan’ın bir Kuman kasabasında değerli Türkolog hocamızın evinde misafir olduk. Ertesi gün Birlikte Belediye Başkanıyla randevumuz olduğundan dolayı geceyi hocamızın evinde geçirdik.
11 Ağustos Perşembe günü sabah Belediye başkanımızla olan randevumuza gittik, güzel gelişmelerle oradan ayrıldık ve Bugaç’a geldik. Eşyalarımızı kamp alanına yerleştirdik ve şahsıma ayrılan Otağımız için kargo ile getirttiğim halı minder gibi eşyaları almak için yol üzerinde Türk işletmecisi olan Family Otele geldik.
Eşyalarımızı aldık ve otel sahibinden müsaade istemeye gidince yanındaki kişilerden birisi beni tanıdı derken ayaküstü sohbet sırasında birisi dikkatimi çekti. “Sizi tanıyorum galiba” deyince böbürlenerek başımda “Türk” yazan şapkama küçümseyen bakışlı kişi: “Ben Osmanlı torunuyum adım Orhan Osmanoğlu” diye kendini taktim etti ve özetle: “Biz geldik, bizden rahatsız olanlar bizden korksunlar” diye kinini kustu, otel sahibini üzmemek için münakaşaya girmedim. Kurultay alanına geldim.
12 Ağustos kurultaya gelen arkadaşlar ile güzel sohbetlerimiz oldu. Gece başkan Andras Biro kurultay alanına geldi ve görüştük. Görüşmemizde hakkımda bir sürü şikâyetler olduğu söylendi ve bunun üzerine Andras Başkan: “Ahmet Abi sen bizim Aksakallımızsın, Sen rahatına bak” diye beni onore etti.
13 Ağustos Cumartesi günü protokolde yerimizi aldık programı izledik ve otağımıza geldim.
Otağa gelince Hollanda’dan bir gazeteci ve Macar Tercümanıyla yanıma geldiler ve özel olarak benimle röportaj yapmak istediklerini söylediler ve uzun bir röportaj yaptık. Gazetecinin sık olarak benim kişiliğim ve faaliyetlerimin yanında Bilal Erdoğan hakkındaki düşüncelerimi sorması bende kuşku uyandırdı. O sırada Hollanda’dan bir dostum telefonda beni uyardı. Röportaj sırasında Orhan Osmanoğlu’nun da burada olmasını ben söyleyince, şaşırdılar ve onunla da röportaj yapmak isteriz dediler ve bilahare röportajlarını yaptılar. Onlara bizden birisi: “herkesle mi röportaj yapıyorsunuz?” diye sorunca cevap: “Bize verilen listedeki kişilerle röportaj yaptık” diye cevap alındı.
Türkiye’den Kurultaya gelen İyi Parti Milletvekili İsmail Tatlıoğlu ve arkadaşı otağımda beni ziyaret ettiler. Çayımızı ikram ettik. Güzel bir sohbet oldu.
Akkurtlar ve resmi ajanlar benim otağın etrafında cirit atmaya başladılar. Sebebi Atatürklü Türk bayrağını asmamız oldu. Zaten onların gözetimi altındaydım sebebini aşağıda açıklayacağım.
14 Ağustos Pazar günü protokoldeki yerimi aldım ve telefonum çaldı. Arayan eşimdi ve otağımıza gelen bir görevlinin: “Otağımızda bulunanların ayağa kalkıp gülümseyerek Bilal Oğlanı karşılamalarını istediklerini ve Atatürklü Türk Bayrağının kaldırılmasını istediklerini söyleyince, hemen arkadaşlara haber verdim ama eşim tepkisini koyarak bayrağın indirilmesini engellemiş.
Aynı karşılama durumunu diğer Azerbaycanlı bayan arkadaşa da gülümsemesini ellerini yanlarına yapıştırıp saygı duruşunda bulunup Bilal Oğlanı karşılamasını dikte edince, anlamadığı için yapmış bize: “bu gelen kişi kim” deyince “vasıfsız biri” olduğunu söyledik.
Kurultaya saatinden geç gelen Bilal Oğlan ile birlikte önceden gelen Bursa Belediye mensupları büyük bir koruma ekibiyle geldi. Korumaların ve akkurtların gözleri benim üzerimdeydi. Bilal Oğlan konuşmaya başladığı anda orada bulunan Avrupa Türkleri tepkilerini ortaya koydular. “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” diyerek slogan attılar. Hazır bekleyen görevliler hemen onları oradan uzaklaştırdılar. Ben her zamanki gibi protokolde izlemedeydim fakat akkurtların ve korumaların gözetimindeydim.
Akşam hava kararmaya başlayınca yorgunluk çayı için otağımıza geçtik. Bu sırada değerli siyasetçi Sinan Oğan ve arkadaşları bizi ziyaret ettiler ve Türk çayımızı içtiler gündemdeki konuları değerlendirdik.
O gece herkes gitti ben ve yiğit arkadaşımla otağımızda dinlendik ve Pazartesi sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra vedalaşıp kurultay alanından ayrıldık. Beni darp edecekleri bekledim maalesef gelen olmadı. Önceden beni gördükleri yerden hemen uzaklaştılar.
Bu arada otağımıza gelen değerli misafirlerimize ikramda bulunurken lüzumsuz ve akkurtların otağımıza geldiklerinde tepkimi koydum. Çünkü art niyetli kişiler ile muhatap olmak istemedim.

İKİ GÜN ÖNCE DAYAK YEMİŞİM YENİ HABERİM OLDU
15 Ağustos’ta Balaton gölüne dinlenmeye geçtim, 16 Ağustos sabahı Türkiye’den bir dostum geçmiş olsun diye aradı: “Ahmet seni Kurultayda Macaristan Polisleri dövmüşler kafanı kolunu kırmışlar” deyince güldüm. Sonra bunu söyleyenin ortalığı karıştırmak isteyen silik bir şahsiyetin olduğunu söyledi. Fazla sürmedi bazı arkadaşlar da aradılar “Geçmiş olsun abi” diyerek. Çok güldüm neşem yerine geldi. Bu konuda söyleyeceğim tek cümle: “ZIRVALAR İLE ZİRVELER YIKILMAZ”
Önceden de aşağılık kompleksli kişilerin üzerimize basıp yer edinmeye çalışmaları vardı, beni devamlı kurultay yönetimine şikâyette bulundular, şahsıma verilen Otağa göz diktiler ama başaramadılar. Bu yıl soframda yemeğimi yiyip, çayımı içenler arkamdan kuyumu kazmaya başladılar, onlara en güzel cevabı Başkan Andras Biro verdi.
Bu silik şahsiyetler ortalığı karıştırmak ve beni gözden düşürüp oradan uzaklaştırılmam için önce Bilal Oğlan’a tepki göstereceğimi, olay çıkaracağımı bildirmişler. O yüzden devamlı istihbarat ve Akkurtlar tarafından gözetimdeydim.
Arada laf taşıyıp silik şahsiyetlerin beni darp edeceklerini vs. söylüyorlardı ve aldırmadım. Onları iyi bilirim, boş gürültüleri vardır, resmi bir fonksiyonları yoktur, Avrupa Ülkücü İstişare Birliği diye kendi kendilerine gelin güvey olurlar, yanlarında da seviyeli bir kişi dahi yoktur.
Türklük ve Turan’dan bahsedenlerin güzel bir organizeyi provoke etmeleri onların kişiliksizliklerini ortaya koymuştur.
KURULTAY GÜZEL GEÇTİ
Bütün olumsuz eleştirilere rağmen kurultay çok güzel geçti. Andras Biro ve arkadaşları üzerlerine düşenin en güzelini yaptılar. Türkiye Cumhuriyeti’nin temsilcisi sıfatındaki Binali Yıldırım ve Tayyip Erdoğan’ın oğlu’nu misafir etmeleri ülkeler arası siyasete göre normaldi ve onları eleştirenlerin ortaya bir faaliyet koymadan, sırf kendilerini göstermek için tavır almaları ayrı bir olay.
Şahsım olarak bu iki kişiyi Türklük aleyhine olan söylemler ve çalışmaları yüzünden sevmem. Türk olmayan Bilal Oğlanın oraya gelmesine karşıyım fakat, bizim orada onlara tepki göstermemiz protesto etmemiz yanlıştır.
Protesto yaygara ile değil, efendilikle ortama göre yapılır, burası yeri değil.
Başkan Andras Biro ve ekibini kutlarım..
Ahmet Aytaç yazıyor

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Yazar Ahmet Aytaç, Macaristan’dan yazıyor

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir