Cennet ve cehennem ile korkutmak!

featured
Karasu ve diğer yörelerde yapılan hizmetlerin,geleceğe dönük olmaması,günü kurtarmak için yapılması ve "mühendislik,estetik,kent uyumu,doğa şartları" göz önünde bulundurulmaması nedeni ile harcanan paralar boşa gitmektedir.. "Biz yaptık oldu" anlayışı ile yapılanlar,maalesef "sidik" ile yıkılıyor!
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sakarya il olarak, farklı güzellikleri bünyesinde barındırır..Merkezden başlayarak, hangi ilçeye, hangi beldeye, hangi köye gitseniz, sizleri farklı  doğal güzellikler karşılar..
Son yıllarda parklara yatırım yapan AK Parti iktidarının, merkezde büyük harcamalara imza attığı doğrudur..Eskiden bir “Çark Mesire” yeri olan Adapazarı merkezinin, Erenler ile Serdivan’ı da bu cümleye dahil edersek, görürüz ki soluklanacağı, nefes alacağı alanları çeşitlilik kazanır..Bunda özel sektörün de şüphesiz payı büyüktür..
Çevreyi betonlaştırmadan, insanımızı toprakla, ağaçlarla,yeşil örtü ile buluşturmak elbette önemlidir..
Bu cümleden Serdivan Belediyesi’nin Sapanca Gölü kıyısında yaptığı düzenlemeleri göz önüne alırsak, ilçenin sahil ile buluşturulma kararı çok anlamlıdır..
Maalesef, denizle, nehir ile göller ile çay, dere ve ırmağı ile Sakarya bu zenginliklerini,” bir deniz kültürü, bir su kültürü” ile buluşturamamıştır..
Her yıl, “boğulma haberleri” yüreğimizi dağlamaktadır.. Gerçi “can kurtaran “ ekiplerimiz ihdas edilmiş ama ,insanımız bildiğini okuduğu için sonuçta olacaklara katlanmaktadır!..
Lise yıllarında katıldığım Kocaali Gençlik Kampı,hala hafızalarımdadır..
Yurdun dört bir yanından gelen ülke gençleri, burada yetkin eğitimciler ile birlikte, yakılan yaz ateşleri etrafından buluşur, kimi halay çeker, kimi horon teper, kimi çiftetellisini oynar ve bilgilerini, becerilerini yarıştırır, bir arada olmanın hazzı içinde farklı “kültür değerlerini” paylaşırdı..
Bu gelenek, bu hizmet hala başka kentlerde, alanlarda sürdürülüyor elbet..Bunu sürekli kılabilmek, istikrar ortamı içinde yapabilmek, o güveni, güvenci ailelere, insanımıza vermek önemlidir..
Şimdi Serdivan Belediye Başkanı Yusuf Alemdar’ın, “2017’de başlayan girişimler sonucu, Karadeniz’e kıyısı olan Kuyumculu Eğitim ve Dinlenme Tesisi’nin Milli Emlak’tan Serdivan Belediyesi’ne tahsis edildiği” haberini Bizim Sakarya Gazetesi’nden okudum..
44 Bin 540 Metrekarelik kıyı şeridinde, Karasu Belediye Başkanı İshak Sarı ve AK Parti Serdivan İlçe Başkanı Burak Erken ile birlikte incelemelerde bulunan Alemdar, “Karadeniz sahilinin Karasu sınırları içerisindeki 44 bin 540 m2’lik alanda uygulayacağımız proje çalışmalarıyla Serdivanlı hemşerilerimizi sahille buluşturacağız. Deniz kenarına 250 metre cephesi olan tesiste bina onarımlarının yanı sıra zemin iyileştirme ve peyzaj çalışmaları uygulayacağız. Yapacağımız iyileştirme ve yenileme çalışmalarımızla şu an atıl durumdaki tesis, tekrar nitelikli hale gelecektir” türünden açıklamalarını da okuduk..
Siyasiler hizmete talip olurlar, hizmet vermek için göreve getirilirler..
Kısacası göreve getirilen, güven ve vekalet verilenlerden vatandaş hizmet bekler..
Elbette hizmet çok önemlidir..
Hizmetin büyüğü, küçüğü olmaz..
Kim nerede, vatandaşa hizmet veriyorsa, “eşit, adil ve tarafsız” olarak vatandaşın “rengine, mezhebine, meşrebine” bakmadan hizmet veriyorsa alkışlanır..
Ama geçtiğimiz günlerde yine sanal ortamda okudum..Yine bu sahillerde açılan bir parti kampına misafir olarak giden bayanlardan,” giriş parası” olarak istenen bir paranın, partililerden istenmediğinden şikayet edildi..
Muhakkak, özel plajların, özel kampların bir giriş bedeli olmalı..Ama kampa gelen binlerce kadın içinden,” kolunda sarı bant olanlardan” giriş parası almamak, diğerlerinden almak, farklı bir ayrımcılığı da  deşifre ediyor..
Eğer Başkan Yusuf Alemdar’ın kafasında böyle plan, proje ve uygulama varsa, hiç zahmet etmesin?..
Neden mi?
Bunun adı,” hizmet değil, partizanlık” olur!
İnsanımız,” bu zihniyetten” çok çekmiştir..
Hizmet o dur ki, “tüm insanları ayrım gözetmeden kucaklayan, tarihe damga vuran ve herkesin eşit, adil, açık bir şekilde yararlandığı alanlar, mekanlar, tesisler, kompleksler” ile buluşturmaktır..
“Bir bölüme bal, bir bölüme süt, bir bölüme ise nasihat devri” çoktan geldi geçti!
Israr etmenin, ne faydası ola ki?
Üzülerek ifade edeyim ki, Sakarya’da AK Partili belediyeler hizmet yarışında çok gerilerde kalmışlardır!..
Kaldı ki, nereye, neye harcandığı belli olmayan paralar ile belediyeler “borç batağı” içinde hizmet üretemez hale gelmişlerdir..
Hatta daha işin başında,”benden iki yıl hizmet beklemeyin” diyenler bile olmuştur!
Göz boyama hizmetleri, “yani yol kazıma, asfalt yamama, ark açma “gibi rutin işleri, habere dönüştüren meslektaşlarımız, büyük hizmetler var da yazmıyorlar mı?
***
Diğer bir konu da Sakarya’nın Türkiye’nin en görkemli üniversitelerinden birine sahip olmasına rağmen, insanımızın eğitime yatırımda çok gerilerde kaldığıdır.
“Eğitimde fırsat eşitliği” bağlamında, iyi eğitim yuvalarına adım atamayan, bu konuda bütçesi yetersiz kalan ve okuma imkanı bulamayan aileler çocuklarını farklı iş kollarına yönlendirmektedir..
Depremlerde, devletin kurumları arasında, eğitim yuvalarının da büyük zarar görmesi, ne ile izah edilebilinir ki?
Sakarya’da eğitim konusunda,” erkeklerin geri vitese attığı, kızların daha atak olduğunun” bilinmesine rağmen, hala kız çocuklarını okutmayan ailelerin olması, son derece üzüntü vericidir..
Bütün bunlara,” dini değer yargılarını, tarikat ve cemaatlerin telkinlerini, engellemelerini de” katarsak, Sakarya’da iyi bir eğitim imkanı ve altyapısı var diyebiliriz..
Ama, bu eğitim yuvalarının durumu nedir?
Bunu, 1999 Depreminden bu yana tartışır olmamızı kim, nasıl izah edebilir?
Sürekli değişen müdürler, öğretmenler, siyaset sopası, torpil, adam kayırma, işe partililerin yerleştirilmesi kalıcı ve başarılı bir eğitimin önünde en büyük engeldir..
Maalesef, “Sakarya’da parasız adama ilgi gösterilmediği gibi, torpilsiz adama da rağbet” edilmiyor!..
Var mı paran pulun, cümle alem olur kulun!
Asmalarda üzüm, yosmalarda gözüm!
Ya da; kosdak, kosdak yürü!
Söze dönersek, her şeye rağmen,Sakarya’da eğitim kurumlarına, insanımızın adının verilmesi cazibesini koruyor..
Benim mezun olduğum Akyazı Lisesi’nin binası yıkıldı..Yerine yeni bir bina inşa edildi..
Orada ne güzel anılarımız vardı..Hem öğrencilik, hem de öğretmenlik, hem de yöneticilik yaptığım, sınıflarında ders gördüğüm, ders verdiğim, öğrencilerimle hoşsohbet içinde bulunduğum yılları unutmak olmaz..
Yine Bizim Sakarya Gazetesi’nden bir haber ile bugünkü yazımı bitirmek istiyorum:
“Liselere yerleştirme taban puanlarının ölçüt alındığı değerlendirmede,  en iyi 100 lise arasına Cevat Ayhan Fen Lisesi 34. sıradan girdi.
Kurulduğu ilk günden bu yana akademik, sosyal, sportif ve kültürel başarısıyla her zaman Sakarya’nın gururu olan Cevat Ayhan Fen Lisesi’nin başarısı, tercih dönemini yaşayan okul yöneticilerini ve öğretmenleri çok sevindirdi.”
Tebrikler olsun!
Eğitim konusunda,Türkiye’nin elbette Batı’dan öğreneceği çok şey var..İlkeli, uzun vadeli, kalıcı eğitim sistemi ve programları yanında, devasa, tarihe imza atan görkemli binaları ile yeni eğitim yuvalarına ihtiyaç var..
Bu manada günü kurtarmak, siyasi anlayışlara ve programlara hizmet eden yapıların, ne albenisi olur, ne de kalıcılığı!..
“Yol yapımı mühendislik ister, köprü yapımı mühendislik ister, görkemli, ihtişamlı binaların yapımı mühendislik “ister..
“Mühendisi” yetiştirmekte, köklü eğitim kurumlarını ister..
Bu manada Türkiye’nin,” insanına da yatırım da, yetişkin bir muallimler kadrosuna” ihtiyacı olduğu aşikardır..
“Cemaatlere, tarikatlara, mollalara teslim edilmiş beyinlerin,geleceğe ışık tutması” mümkün değildir..
“Cennet ve cehennem” ile korkudur dururlar!
Kılda keramet, cübbede bilgi, sarıkta deneyim, yakasız gömlekten medet umarak, beline kuşak bağlayanların ülkeye ne yararı olmuştur ?
Dizi filmleri, fes ile kılıç ile söylem ile ülkelerin kalkındığı, geliştiği nerede görülmüştür ki?
Soygunda, düzensizlik çamurunda, talanda, yalanda olanların attığı ok,”hak getire” deseler bile, hedefe varmaz!
Hedefimiz,” fikri hür, vicdanı hür” özgür nesiller yetiştirmek olmalıdır..
Bunu başaramadığımız zaman, ne siyasetimizin, ne işimizin, ne aşımızın tadı, tuzu olur!
Günü kurtarma peşinde olanların da, geleceği olmaz!
Türkiye, tez elden bu çıkmazdan, bu sarmaldan kurtulmalıdır…
Bize, Sakarya’nın 1954 Yılından bu yana, en görkemli eserlerini kim gösterebilir?
Düşünmeye değer doğrusu!
Yusuf Cinal yazıyor, 22 Temmuz 2020 Brüksel

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Cennet ve cehennem ile korkutmak!