1. Haberler
  2. Gündem
  3. 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun!

30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun!

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Değerli 30 Ağustoscular,
Milli Zafer Haftamız Yüce Türk Milleti’ne ve TSK’ne Kutlu Olsun!
Zaferin kendisine ait olduğunu düşünen ve İstiklal Harbinde kanlarını bağımsızlık için seve seve veren Yüce Türk Milletinin evlatları, 30. Ağustos Zafer Bayramımızı ve TSK Günümüzü, Cumhuriyetimizin Kuruluşunun yolunu açan Zaferimizi ve ona gönül verenleri gururla selamlıyorum.
Mesajıma 26. Ağustos Büyük Taarruz ve 30. Ağustos Zaferimizin kısa tarihçesini değinerek başlamak istiyorum.
Çanakkale Kahramanı Mustafa Kemal Paşa’nın Başkomutanlığını yaptığı düzenli Türk Ordusu karşısında özellikle İngiliz emperyalizminin desteğiyle; İzmirden, Manisa, Aydın, Afyon, Eskişehir, Polatlı, Ankara hattına doğru ilerleyen Yunan ordusu, karşısındaki Türk Ordusundan %25 daha fazla ve modern silahlara sahipti. Bizzat Mustafa Kemal Paşa’nın ateş hatlarına girerek yönettiği ve kazandığı bu zaferli savaş, dünya savaş tarihine Dumlupınar –Başkomutanlık Meydan Muharabesi diye geçti.
Savaşın en ince noktalarına kadar hesaplayan Türk Kuvvetlerinin Kurmay Başkanlığı Karargahı, Büyük Taarruz Harekatını, 26 Ağustos 1922 tarihinde, şafak sökmeden, sabah saat 05.30 da Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle başlattı. Bu saatten itibaren, Askere, Vatan ve Milletin Kurtuluşu için size ölmeyi emrediyorum diyen Mustafa Kemal Paşa; Hattı Müdafaa yoktur. Sathı Müdafaa vardır. O satıh da bütün vatandır. Bu vatanın her toprağı kanla sulanmadıkça terk edilemez hedefine doğru, tüm kuvvetleri düşmana karşı harekete geçirmiştir. Sakarya’da düşmanla göğüs göğüse çarpışan Türk orduları, Kurt Kapanı, düşmanı oyalama, bölme, yanıltma ve boğma stratejisini uygulayarak kısa zamanda 30. Ağustos’ta General Trikopis komutasındaki Yunan kolordularını, özellikle Yunan 4., 5. 9. ve 12 Tümenlerini kısmen yada tamamen imha ettiler. İki Yunan Kolordusu’da Türk kuvvetleri tarafından kuşatılarak tamamen yenildi. 30. Ağustos 1922 tarihinde Saat 19.30’da,Yunan Ordusu’nun elindeki tüm modern silahlar ve bölge Türk ordusu’nun eline geçti.

Büyük Taarruz’da ki durum, Yusuf Ziya Ortaç adlı Şairimizin dizelerine aynen şöyle yansımıştır :
26 Ağustos gece sabaha karşı
Topların çelik ağzı çaldı bir hücum marşı
Bu ölüm bestesinin içinde yandı dağlar
Alt üst oldu siperler, eridi demir ağlar.
Fırtınadan yeleli yıldırımdan kanatlı
Alevlerin içinden geçti binlerce atlı
Çığlıkla iniltiyle sarsıldı, köşe bucak
Savruldu gökyüzüne kafa kol, gövde, bacak,
Şair bu dizelerle gerçekten 30. Ağustos’a giden merhaleyi çok güzel özetlemektedir.
30 Ağustos’ta ise Yunan Orduları Komutanı Trikopis’in başında bulunduğu sona kalan Yunan işgal kuvvetlerinide, T.B. M. M. den tam yetkili Başkomutan olarak savaşı yöneten Mustafa Kemal Paşa, emrindeki kuvvetlerle, işgalci ve soykırımcı düşmanı tam bir bozguna uğratarak düşmanın dahada gerilere çekilmesini sağladı. Bundan kısa süre sonrada, 30 Ağustos Zaferiyle yaratılan askeri fırsatı iyi değerlendiren Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Türk Milletini bağımsızlığa, kurtuluşa götürecek ve Cumhuriyetin kurulmasına giden kesin yolu döşeyecek ana askeri kararını, 1. Eylül 1922 de verdi. Türk Ordusu ve ona bağlı Kuvvayi Milliye teşkilatlarını Uşak üzerinden İzmir’e doğru harekete geçirdi.
Atatürk’ün , tüm Ordulara ve Komutanlara verdiği o meşhur: Ordular ilk Hedefiniz Akdeniz’dir emriyle,Ege bölgesinden 3 koldan taarruza geçen Türk Kolorduları ve Kuvvayı Milliye teşkilatları, İzmire doğru yıldırım hızıyla hareket etti. 450 kilometre katederek, 26 Ağustos’taki Büyük Meydan Muhaberesi harekatından sonra, 15 gün içerisinde 9 Eylül 1922 tarihinde Tüm Yunan kuvvetleri kesin yenilgiye uğratıldı. Bu esnada düşman Ordularının Komutanı Trikopis esir alındı. Bu, yıldırım gibi İzmir’e doğru akan Türk Kuvvetlerinin, son manzarasını ve haşmetini yine aynı şair Milletine şu şekilde özetliyor:
Rüzgârlarla atbaşı, yarış etti bu akın
Şimdi yakınlar uzak, şimdi uzaklar yakın,
Akdeniz ayakları altında ordumuzun
Mavi bir atlas gibi serilmişti upuzun.
Çekti Kadifekale albayrağımı yine
Güzel İzmir burundu yine eski rengine
Sunguler ilk amaca tam on dört günde vardı
O gururlu alınlar yere düşüp yalvardı. Ölmüştü.
9 Eylü’de, İzmir Kadife Kaleye Türk Bayrağını çeken Türk Süvari Alayı kuvvetleri, İzmir’in düşman işgalinden kurtulması ile Türk Milletine büyük zaferi, Yunanistan ve onun destekçisi olan bilumum Emperyalistlere ve işbirlikçi hainlerede ağır ve dünya askeri tarihinde unutulmaz bir yenilgiyi tattırdı. Bu yenilgiden sonra, yani 18 Eylül 1922’de ise fiilen tüm Yunan Kuvvetleri Türkiye’yi terk etti.
Sonuçta, 1 Ekim 1922’de, Emperyalistlere ve onların kullandığı Yunan işgalcilerine ve Padişahçı İşbirlikçi hainlere diz çöktüren Türk Milli Kuvvetleri, İtilaf devletlerinin Mudanya Antlaşması’nda da, Ankara Hükümetinin isteklerini kabul ederek, Tüm Yunan Kuvvetlerinin, resmen Ege’den ve Trakya’dan tamamen çekilmesi ve bölgeyi Ankara Hükümeti’ne terk etmesini sağladı. Bunun la birlikte Çanakkale ve İstanbul’u işgal eden İtilaf devletleride aynı akıbete uğrayarak, Mustafa Kemal Paşa’nın, 19. Mayıs 1919’dan önce, İstanbul Boğazındaki düşman gemilerine işaret ederek söylediği gibi, yani geldikleri gibi gittiler. Ayrıca bu büyük Türk Zaferi, bir zamanlar kendilerince yenilmeyen,” güneşin hiç batmadığı İmparatorluk” lakaplı İngiltere’nin ünlü Başbakanı Llyod George’un da istifasını sağladı. Büyük Taarruzla başlayan ve 30 Ağustos’ta kesin Zaferi kutsayan ve 9 Eylül’de İzmir’de düşmanı denize döken Türk ordusu, bu Savaş başarısıyla, sadece Türk Milletinin yüceliğini, vatan ve bağımsızlık için ölümü göze almasını değil, aynı zamanda yenilmez denilen emperyalistleri yenerek , diğer mazlum milletlerede örnek ve önder olmuştur.
Bu konuda iki Devlet adamı şöyle demektedir:
«Pakistan Devlet Başkanı M. Ali Cinnah’ın 30. Ağustos Zaferi sonrası 11.09.1922’de Londra’da söyledikleri aynen şöyledir:
“Ne biz ne de her kitada yaşamakta olan tutsak ve mazlum ulusları bundan sonra tutamayacaksınız. Mustafa Kemal ve Türkler ki, kendileri için hazırlanan tabutu yayılmacıların başına geçirmişlerdir. Şimdi dünyada başlarına tabutlar geçirilecek başkaları da benzer sonuçlara hazırlanmalıdırlar.” Diyerek dünyada oluşacak olan diğer ulusal kurtuluş savaşlarınında haberini vermiştir.
Hindistan Devlet Başkanı Mahatma Ghandi’nin 08.09.1922’de düzenlediği basın toplantısında 30 Ağustos konusunda söyledikleri ise şöyledir:
“Türkiye Orduları bir devir kapatmıştır. Şimdi mazlum ve tutsak devletler ve uluslar artık vazgeçilmez bir reçeteye sahiptirler. Mustafa Kemal’in utkusu, Dünya için özgürlük ve bağımsızlık sancağıdır.”» demiştir. Bu anlamda daha sonraki Hindistanın bağımsızlık mücadelesinin ve kurtuluşunun lideri olarak Mahatma Gandi Türkün Zaferini Mustafa Kemal Paşanın şahsında kutsamış ve onu örnek ve önder almıştır.
30 Ağustos Zaferi’nin Türk Milleti için önemini Atatürk 1924 yılında bizzat Dumlupınar’da yaptığı konuşmada aynen şöyle ifade etmektedir:
“Bilmeyen kalmamıştır ki: Ulusumuz, egemenliğini eline aldığı gün, en karanlık yoksulluğun, en derin uçurumun kıyısında idi. Bütün güçleri yıpranmış, bütün savunma araçları elinden alınmış, kutsal varlıkları saldırıya uğramış, pek acıklı bir durumda idi. Bütün bunları hiçe sayarak varlığını ve bağımsızlığını kurtarmaya karar verdi. Bu kararını başarıya ulaştırabilmek için kendine bir toplu davranış, bir belirli erek seçmesi gerekiyordu. Ulusun bütün varlığı ile, bütün inanıyla, canını dişine takarak o yolda birlikte yürümesi ve er geç başarıya ulaşması gerekti. İşte baylar o erek bu yerdi, burasıydı. Umulan ve istenen başarı, işte burada kazanılan zaferdi.” demişti ve Atatürk konuşmasına şöyle devam etmişti,
“30 Ağustos Zaferi, Türk Tarihi’nin en önemli dönüm noktasıdır. Ulusal tarihimiz çok büyük, parlak zaferlerle doludur, ama Türk Ulusu’nun burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir akım vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Besbelli ki yeni Türk Devleti’nin, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı, olumsuz yaşayışı burada taclandırıldı. Bu alanda akan Türk kanları, bu göklerde uçuşan şehit ruhları, devletimizin, cumhuriyetimizin olumsuz koruyucularıdır.” Demektedir.
Atatürkün daha sonraki konuşmalarındada belirttiği gibi Türk Ordusunun Zaferiyle sonuçlanan Büyük Taarruzdaki esas amaç, sadece düşmanı yenmek değil: “Kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak!” tı.
Onun içinde, 30 Ağustos, Savaşı’nın sonucu belirleyen Büyük Taarruz’un son günü yapılan Başkumandanlık Meydan Savaşı (30. Ağustos 1922) yıl dönümlerinde kutlanan milli bir bayramdır.
30 Ağustos Zaferi ilk olarak 30 Ağustos 1923 yılında Ankara, Afyon ve İzmir’de şenlikler düzenlenerek kutlanmıştır. 1935 yılında ise çıkarılan bir yasayla 30 Ağustos milli Zafer Bayramı olarak kabul edilmiştir.
30 Ağustos sadece Milli bir bayram değil, aynı zamanda Ebedi önderimiz ve yegane Başkomutanımız Mustafa Kemal Paşan’ın da dediği gibi, şehitleri ve gazileriyle bu büyük Zaferin, sadece Zafere sahip çıkan Türk Milleti’ne ait olduğununda adıdır.
30 Ağustos bu anlamda, sadece Zafer değil, Türk’ün birbirine doğru önderlikle kenetlenmesinin, akıllı ve doğru kararları alan Türk Savaş sanatının başarısının, 10 bin yıllık tarihi olan Türk’ün dağılmışlığa ve yok olma sürecine karşı bağrından çıkan Ordusunu, Önderini, kendi kurtuluşunu, Çağdaş Milli devletini ve Milletini de en imkansız zamanlardada çıkarabileceğinininde göstergesidir.
Yani 30 Ağustos, Ebedi önder Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Emperyalizme karşı verilen ilk kurtuluş savaşının, düşmanın imhasıyla taçlanan Dumlupınar Meydan Muharebesinin yarattığı özgürleştirici bir ortam sağlayan Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun, çağdaşlığı simgeliyen, Padişah’a kulluktan, özgür vatandaşa giden yolun açılmasıdır. Bunu yaratan, gücünü Yüce Türk Milleti’nin tarihinden alan ve esasında Türk halkının üniformalısı olan Türk Milli Ordusu’nun ( TSK), kendi milletininde Milli Egemenliğini herşart altında kayıtsız şartsız savunacağı, şehit ve gazi olacağı bünyenin ta kendisidir..
Bugün, Türkiye’nin de içinde olduğu, coğrafyanın felaketine yol açacak olan, ABD nin BOP projesi kapsamında, ABD ile gizli 9 maddelik sömürge olma antlaşmasını yapan, eski Cumhurbaşkan’ı Abdullah Gül’ün izlediği siyasete karşı tavır alan ve komşularla ilişkilerde dostluk ve milli menfaatleri sulh çerçevesinde halletmek isteyen Millici Subaylara karşı, 1997 yılındaki MİT raporunda, Amerikan Dış İstihbarat Teşkilatı CIA’nın Ortadoğudaki en güçlü Sivil Toplum örgütü diye tabir edilen, devlet içersindeki gladyo (Süper-NATO nun parçası) olan F-Tipi örgüt/FETÖ ve AKP kullanılarak yapılan operasyonlarla; susturulmaya, imha edilmeye ve bu şekilde düşman tarafından, 30 Ağustos’un intikamı alınmaya çalışılmıştır. Atatürk sanki bugünleri o zamandan görmüş ve Türk Subayları’na bugünde geçerli olan uyarı niteliğinde bir söylev bırakmıştır.
Türk Milleti için, Türk Ordusu, devlet ve millet başarısı, var olması ve yaşamı için olmazsa olmazıdır. Çünkü Türk Ordusu, bir Halk Ordusudur ve Türk Milletinin üniformalı halidir. Batı Ordularına benzemez. Türk Ordusu, aynı zamanda Türklerin kimliksel karekterinide yansıtır. Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk işte bu nedenle, Afyonkarahisarda çok önemli tarihi bir konuşma yapmıştır. 30. Ağustos Zaferinden iki yıl önce, ileri görüşlü bir Türk Subayının ve Türk Ordusunun ne olduğunu ne yapması gerektiğini ve önemini analiz eden ve yorumluyan Mustafa Kemal Atatürk, 31. Temmuz 1920 tarihinde, Afyonkarahisar Kolordu Dairesi’nde subaylara hitaben yaptığı konuşmada, aynen şunları belirtmiştir:
‘Millet, bağımsızlığını ordudan bekler’
Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil Eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur.
Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır.
Efendiler !
Eski silah arkadaşlarımla böyle yakından ve samimi temasta bulunmaktan büyük vicdanı zevk hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbıhal etmek isterdim. Fakat çoksunuz; müsait yer de yok. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle İle mülahaza etmekle yetineceğim.
Arkadaşlar!
İngilizler ve yardımcıları, milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve atıfetine borçlu değildir.
Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete, hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerin tabiatında en yaratılistan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvede, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkum ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur.
Dünyada hayat için, insanca yaşamak için, bağımsızlık lazımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için, kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder. Kuvvet ordudur.
Ordunun hayat ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir Eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdanı imanıdır.
İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzeti nefsini yok etmeye gayret ettiler.
Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de, izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla, milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar. Her halde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu.
Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır.
Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta, engeller ve müşkülat kalmaz.
Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.
Milletimiz hür ve bağımsız yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kanı olmuş ve buna katı azim ile karar vermiştir. Zaman zaman, şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması, hiçbir vakit milletimizin genel kanaatine, hakiki imanına sekte vurmamıştır ve vurmayacaktır. Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu için lazım olduğunu söylediğim kaynak ki, milletin vicdanı-imanıdır, mevcuttur.
Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulur. Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattır;ordunun ruhu subaylardadır
O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve, ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir.
Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil Eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur.
Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır.
Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve ferasetleriyle, giriştiğimiz Bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakar olmak mecburiyetindedirler.
Şahsi ve özel hayatları itibariyle de subaylar, fedakalar sınıfının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler.
Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürür. Onları aşağılar ve hor görürler.
Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz.
Onun yaşamak için bir çaresi vardır. Şerefini korumak! Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına atmaktır. Dolayısıyla subay için ya istiklal, ya ölüm vardır.
Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız!’
Diyerek adeta bugünleri işaret etmektedir.
Ebedi önderimiz Mustafa Kemal Atatürk bu durumun olabileceğini 93 yıl önceden görmüştür. Ve bir Amerikalı gazeteciye verdiği mülakatta: “ 1. Dünya Savaşının sonuçlarıyla oluşturulan Ortadoğudaki suni sınırlar, bir gün burada yaşayan halklar tarafından bozulacaktır. O zaman bu halklara karşı Emperyalistlerin yanında yer alacak yönetimler ve halklarda aynı akıbetten kurtulamıyacaklardır “ demiştir.
Evet, Ebedi yegane Başkomutanımız Atatürk’ün o günlerde bugünkü: Afganistan, Suriye, Filistin, Libya, Tunus, Mısır, Irak, Lübnanda olanları ve olacakları işaret etmektedir. Bugün, Emperyalistlerin yanında BOP projesi kapsamında yer alan makam işgalcileri ve işbirlikçi Erdoğan ve avanesi; Hakkariyi, Şırnaki, Vanı, Mardini, Tunceliyi, Ağrıyı, Batmanı, Bingölü, Diyarbakırı, Siirti, Hatayı, Kilisi, Gazi Antep i, Kahraman Maraşı ve Urfayı Emperyalistlerin örgütleri olan İŞİD, PKK, EL NUSRA, ÖSO’nun terörist ve casusluk kampına çevirmesinin yolunu açmışlardır. Ve Türkiyeyi , Emperyalistlerin at oynattığı bir bataklığa sokarak mazlum, kardeş ve direnen Lübnan, Filistin, Suriye, İran ve Irak halklarına karşı emperyalistlerin yanında tavır almışardır.
Yukarda belirtildiği gibi, günümüzdede 30 Ağustos 1922’nin ve Atatürk’ün Subaylara hitaben 1920 Afyon Karahisar Konuşmasının niteliği şimdi dahada bir önem kazanmaktadır. Emperyalizme karşı kazanılan zaferin sonucunda elini güçlendirerek, Lozan’da masaya oturan Türk Milletinin temsilcileri, Milli Misaki sınırları içersinde yer alan, Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin senedini, savaştığı düşmana masadada kabul ettirmişlerdir. Tarihimiz, bizim karekterimizi yansıtır ve geleceğimizinde teminatıdır. Bu bu anlamda da, gelecekteki yapacaklarımızın ve başarılarımızında esasıdır. Bazı zamanlarda ve bugünlerde Türk Milleti ve Ordu’su kırılmalar ve sıkıntılar yaşasada ana milli hatlarımız asla kaybolmamaktadır.
Atatürk gibi, sınırlarını kendi çizen bir liderlik ve onun destekliyen Türk Milleti, bu itibarla sınırlarınının öbür tarafında yer alan komşuları ile her zaman sulh ve dostluk ilişkileri perçinlemiştir. Bu perçinleme Emperyalistler tarafından, Körfez savaşına kadar kırılmak istensede, Türk Milleti ve Ordu’su bu yönde kesin tercihini yapmıştır. TSK Emperyalizme ve kardeş kanı akıtmaya o gün hayır demiştir.
1950’li dönemin, siyasi yöneticilerinin, Emperyalist Proje olan NATO’ya Türkiyeyi sokması haricinde, kısmende olsa, TÜRK Ordusu büyük hatalardan uzak durmuştur. Türk Milleti, Ordusunu Atatürkçü düşünceyle yetiştirmiştir. NATO ve onun patronu ABD, bu dönemde boş durmamış, Türk Milletinin ve Devletinin koruyucusu ve kollayıcısı olmaması için, TSK’de kendi yandaşlarını ve yanaşmalarını yaratmış ve TSK’ni milli düşünceden uzaklaştırmak ve kendine yanaşma olarak kullanmak için elinden geleni yapmıştır. 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980’de, bizzat CIA Ankara İstasyon şefi, Poul Henze’nin deyişiyle; “Bizim Oğlanlar iktidarda” diyerek, kendi yandaşlarını TSK’nın başına getirdiklerini itiraf etmişlerdir. Bu iki darbe döneminde, binlerce Atatürkçü Subay işkenceden geçirilmiş ve tasviye edilmiştir. Fakat, ABD’nin gücü, tohumu, toprağı ve mayası Türk milletinden ve gövdesi Atatürkçü düşünceden olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içersindeki Millici Subayları, imha etmeye yetmemiştir. Alttan sürekli üreyen Atatürk ilkelerine bağlı subayların yetişmesi istenildiği ölçüde engellenememiştir.
Şimdiki durum berraktır. Kimin neyin yanında olduğu anlaşılmıştır. Yapılacak olan bellidir. Bundan sonra, savaşçı TSK personeli ve Atatürk ilkelerine bağlı ve Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk Milleti, ortak aklını, gücünü tarihinin derinliklerinden alan bir Millet olarak kullanmalı ve PKK, FETÖ, IŞİD, Müslüman Kardeşler terörizminin baş hamisi, ABD Emperyalizminin ve İsrail Siyonizminin başını çektiği düşmana karşı; Milli Demokratik Birleşik Cepheyi oluşturarak, yeniden, Cumhuriyet Devrim Kanunlarını ve Atatürkün 6 Ok’ta ki rejimi belirleyen; simge ve içeriği, yeniden yerine oturtarak, Türkleri 3 defa Ergenekon’dan çıkarmalı ve yeni bir 30 Ağustosta Zaferini hem iç hemde dış düşmana karşı tekrar ilan etmelidir.
Türk , Türk’e esasında TSK’yı desteklemeyen, bir sus, ihanet ve esaret payı olarak verilen, partilerdeki; Parti Meclisi üyeliğini, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ki Milletvekili borsası’n da milletvekili olmayı, Belediye Borsası’n da Belediye Başkanı ve il başkanı olmayı kesinlikle red etmelidir. Çünkü hiç bir Parti ve Parti Başkanı Türkiye Cumhuriyeti’nden TSK’dan daha değerli ve kutsal değildir. Çünkü söz konusu olan Türklük ve Vatandır. Arpalıklar, kişisel menfaatler uğruna Türklük ve Vatan satılmamalıdır. Türk Milleti’nin değerli mensupları, Türk’ün coğrafyasında ki heryeri yeniden Samsun ve Ergenekon yapmalıdır. Türk şairinde dediği gibi, “güzel günler göreceğiz çocuklar” dizelerine doğru gitmelidir..
Yüce Türk Milletinin evlatları, biz, Millet, Devlet ve Ordu yaratmada mahareti olan ender milletlerdeniz. Kimse bizi imha edemiyecektir. İmha etmemesi için, birbirimize, Milletimizin birer ferdi olarak sarılmalıyız. Kenetlenmeliyiz.
Diyorumki,biz Türkler, Zafer Bayramımızı ve TSK Günümüzü, gururla kutlamaya devam edelim ve etmeliyiz. Şartlara bakmadan nerede olursak olalım, 30 Ağustos ruhuyla hareket edelim. 30 Ağustos’a sahip çıkmak, kendine sahip çıkmaktır. Vakit tamamdır. Son Milletvekili seçimleri ve ‘Başkanlık sistemi’ gösteriyorki, işbirlikçilerin sistemi kilitlenmistir. Artık şairin dediği gibi,” bundan sonra yeni şeyler söylemek lazım cancazım” demeliyiz. Ve bundan dolayı, toplumun tüm katmanlarından vatansever; Subaylar, kurum ve kuruluşlar ve milletin fertleri olarak, birleşmeye, acilen tüm illerde, ilçelerde, köylerde, Yurtdışındada milli kongreler yaparak, birer Mustafa Kemal gibi, harekete geçmeye, bu günleri alt üst etmeye ve Milli Demokratik Birleşik Cepheyi ve 3 Yol Halk Hareketini kurarak, Tam Bağımsız bir Türkiye için, zafere tekrar koşmaya doğru adım atmalıyız.. Her Türk’ün , adını, bu yüzden Türk Milletinin; Milli Birliğine, Dirliğine ve Bütünlüğüne yazmasını öneriyorum. Atatürk’ün , Bursa Nutku ve Türk Gençliği’ne Hitabesi’ni okuyarak, okutarak, anlayarak, benimseyerek ve icra ederek, asaletli bir millet olarak bilinçli bir yaşam sürerek harekete geçelim diyorum.
Hiç kimse, şu konuda tereddüt etmesin, 1919’da Atamız’ın işbirlikçi hainler ve onların efendilerine, geldikleri gibi gitmeyi aynen 1922’de yaşatığı gibi, Türk Milleti bunu yine onlara tekrar yaşatacaktır. Emperyalistlerin Türkiye’yi bölme ve parçalama heveslerini kursaklarında bırakacaktır. Emperyalistleri, makam işgalcisi uşaklarıyla birlikte, Anadolu Topraklarına tekrar gömecektir. Onları imha edecektir.Türk Milleti bunu yapacak tarihe, kudrete ve millet bilincine sahiptir.
Bugün, sadece Zafer günümüzü değil, aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetleri günümüzü de bayram olarak kutluyoruz. Fakat bir farkla, Türkiyenin Kurtuluş Savaşıyla 2 Ergenekon’dan çıkışının oluştuğu Türkiyemizde, Bayram Kutlaması, TSK’nın elinden alınmış, kutlamalar Hipodrumlardan çıkartılmıştır. Yasaklanmıştır. Türk Ordusunun subaylarının, Emperyalistlerin Türk Milli Ordusu’nu, başka mazlum halklara karşı kullanılmasına karşı çıkıp, Ordunun tüm teçhizat ve uluslararası ilişkilerdeki yapısının Millileştirilmesini isteyen, terörün Emperyalistlerin kontrolünde olduğunu savunan ve milli tavır alan, Atatürk’ün , Ya İstiklal Ya Ölüm ilkelerine bağlı, milletini düşünen, en tecrübeli subaylarının, Amerikan Emperyalizminin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında, ABD Koordineli FETÖ, AKP ve PKK ortaklığında, TSK nın güzide personelinin tasviye edildiği farkıyla kutluyoruz. Aynı zamanda bugün, TSK’ya FETÖ ile beraber kumpas kuran ve bir Müslüman Kardeşler örgütü olan AKP’nin , TSK’nın komuta sistemi ve fabrika ayarlarıyla ile oynanması ve 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarını yasaklaması farkıyla kutluyoruz.
15 Temmuz 2016’da, ABD nin Türkiyedeki Gladyosu FETÖ tarafından girişilen darbeye ve TSK içine yerleştirdikleri teröristlere karşı direnen ve FETÖ cüleri derdest eden Vatanperver Atatürkçü TSK subay ve erleri, TSK’nın tekrar Yüce Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli güvencesi olduğunu bir kere daha dost düşmana göstermiştir. Bugünde dün olduğu gibi yine bütün dünyaya TSK var oldukça Türk Devletinin ebediyen ayakta ve diri olacağını bir kere daha göstermiştir. bu günü, 22 Temmuz’dan (2015) bu tarafa ise, Kahraman Türk Ordusunun, Amerikanın kara gücü olan PKK’nın ve şimdide Kuzey Suriye’de PKK ile IŞİD’in üst üste tüm alanlarda imha edilmesi için yaptığı, başarılı harekatından dolayı, büyük bir mutlulukla kutluyoruz.
Yurtta Sulh Cihanda Sulh şiarını kendisine ilke edinmiş olan, Yüce Türk Milletinin bu Milli ordusu, son 15 yıldır, ABD Emperyalistlerinin patronu olduğu NATO’nun ileri karakolu olmasına ve ABD ve AB Emperyalistlerinin menfaatleri için, Ortadoğu, Asya ve Afrika’da ihraç malı gibi jandarmalık yapmak istememekte ve direnmektedir. Bu Milli Subaylar ,Milli Ordu, Milli gemi, Milli şifre yazılımı, Milli mühimmat, Milli hava Savunma sistemi, Milli Radar sistemi, Milli Savaş ve Savunma Stratejisi, Milli Savunma, Savaş ve Uzay sanayisinin güçlendirilmesi istemektedir. İşte terörün esas kaynaklarının tespit eden TSK’nın bu Atatürk
Çizgisindeki subayları, terörün NATO’ cu sözde müttefikleri tarafından nasıl desteklendiğini bilmekte ve tavır almaktadır. Nitekim bugün TSK efsanesi tekrar geri dönmüştür. PKK terörü ve onu; eğiten ve destekliyen Batılı emperyalistler, Türk Milletinin üniformalı hali olan TSK’nın, 22 Temmuz 2015 de, PKK’ya, esasında ABD’ye ve müttefiklerine karşı başlayan kutsal harekatıyla ve 15 Temmuz 2016’da da Amerikancı FETÖ gladyosunun darbe girisimcilerine karşı ABD ve müttefiklerine attığı şamarla, TSK , yenilmediğini ve yenilmeyeceğini, irili ufaklı dost ve düşmana göstermiştir. Bugünde bu Milli direniş, TSK’yı Türk Milletinden koparmaya ve rencide etmeye çalışanlarada büyük bir şamardır. PKK ve PKK’nın Hava gücü olan ABD’ye, TSK’nın attığı şamardan dolayı, ABD ve müttefikleri, yenilginin ezikliğiyle telaş içersindedir. TSK’nın önderliğindeki bu milli direniş, olayı çözmüş ve her imha edilen PKK hedeflerinin, esasında imha edilen ABD ve onun müttefikleri olduğu, ABD, Almanya, Fransa ve İngiltere’den can havliyle verilen mesajlardanda anlaşılmıştır.
Bugünde, Kuzey Suriye’de, ABD imalatı İŞİD ve PKK yı ve ABD- İSRAİL Koridorunu, yani sözde Kürt koridorunu imha etmek için harekete geçen TSK’nın, daha ilk andan itibaren büyük başarısı ,TSK’nın manevra kabiliyetini, yüksek vurucu etkisi ve caydırıcı kabiliyetini bir daha emperyalistlere göstermiştir. Bıda Kurtuluş Savaşı ruhunun devam ettiğinin bir göstergesi olarak, bugünde bununla gurur duymalıyız
Yukarda belirttiğim neden ve sonuçlardan dolayı, Kurtuluş Savaşımızda bize bu zaferi tattıran ve bu ruhun devam etmesini sağlayan, başta Atatürk olmak üzere, İttihat Terakki’den devir alınan ve Anadolu ve Trakya’da Müdafai Hukuk Cemiyetlerini ve Kuvayı Milliyeyi kuran, o zamanın JönTürk istihbarat teşkilatı olan, Teşkilatı Mahsusa üyelerine (ki bunlardan biriside o dönemde Mustafa Kemal Atatürk ve Hasan Tahsindir), Egeli Efelere, Kağnılarla, at arabalarıyla sırtlarında cephane ve diğer mühimmatları taşıyan yiğit Türk kadınlarına, Milli Orduya, düşmanın işgal ettiği bölgelerimizden silah ve cephane taşıyan, İpsiz Receplere, Laz takalarına ve reislerine, Makbule Çavuşlara, Kara Fatmalara, Nene Hatunlara, Sütcü Imamlara, İstanbul Mim Mim Grubuna ve Karakol Gruplarına, direnişte ve kurtuluşta en ön saflarda yer alan;Hacı (Hace) Bektaş, Şah Kulu ve Karaca Ahmet Dergahlarına Özbekler Tekkesine ve ekmeğini aşını erzak ve biricik körpe çocuklarını asker olarak Mustafa Kemalci Kuvvetlere, Vatan’ın kurtuluşu için veren yoksul Türk köylülerine olan şükran borcumuzu, burada bir kez daha teyyit ediyor, onların anıları önünde saygıyla eğiliyorum.
Düşman bugün, emperyalizm kendi dördüzleri olan; PKK, FETÖ , IŞİD ve Ermeni Diasporasi, Ege ve Akdeniz üzerinden Türkiye’ye karşı bir savaş vermektedir. Bu savaşın adıda onun için ”Türkiye ile–Amerika ve müttefikleri arasında bir Savaştır”. TSK’nın hedefi, emperyalizm ve yerli işbirlikçileridir. Bu savaşıda, Ordu- Millet el birliğiyle aynen 1922 lerde olduğu gibi kazanacağımıza inanıyorum.
Atamızın bize dediği gibi,” Yurtta Sulh Cihanda Sulh” İlkesine bağlı kalarak, “Ne Mutlu Türküm” demeden geri kalmayalım ve “söz konusu Vatansa gerisi teferruattır” ilkesine sadık kalalım diyorum. Bunun için, tekrar ve tekrar Yurtsever Partilerle, kuruluşlarla, fertlerle, yediden yetmişe herkesle, SADECE ANAVATANDAKİLER DEĞİL, YURT DIŞINDADAKİ TÜRKLERDE DAHİL EDİLEREK, 1919’da, 1922’de ve 1923’ de oldugu gibi, Milli Demokratik Birleşik Cepheyi ve 3. Yol Halk Hareketini , Milli PAKT’ın, bugün lüks olan fikir ve tavır ayrılıklarını bir tarafa bırakarak, Türkiye’nin mevcut dinci iktidardan kurtarılması, milli bir iktidarın oluşturulması, Anavatan’ın ve Türk Milleti’nin selameti için, kurulması ve oluşturulması gerektiğine inanıyorum.. 30 Ağustoscularada yakışan budur diyorum.
Omurgası Türk Milleti ve önderi Atatürk olan 30 Ağustos Zafer Bayramımız ve TSK günümüz, tekrar Yüce Türk Milletine kutlu olsun diyorum. Bizi biz yapan değerlerimizden olan TSK’yı; Terörizme, Emperyalizme, Siyonizme ve gerici-bölücü yerli işbirlikçilerine karşı destekliyelim diyorum.
Ne Mutlu Türküm diyenlere , Büyük Türk Büyüğü, Hace (Hacı) Bektaşi Velinin Dediği gibi;” Bir olalım, İri Olalım, Diri olalım” diyorum.
Yaşasın 26 Ağustos Büyük Taarruz ve 30 Ağustos, Yaşasın Mustafa Kemal Paşa RUHU VE DÜŞÜNCESİ ve onun mensubu olarak öğündüğü Yüce Türk Milleti.
Bin Selam Sana Yüce Türk Milletinin Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri.
Sefa Yürükel yazıyor
Sosyal Antroplog ve Etnograf, Soykırım ve Terörizm Araştırmacısı

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun!