1. Haberler
  2. Gündem
  3. Millete bir dokun, bin ah işit!

Millete bir dokun, bin ah işit!

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sevgili okurlar,
Mübarek Ramazan ayı içinde yapılan yardımların öneminin, yani sevabının çok büyük olduğunu, yüce kitabıbımz Kuran’ı Kerim, hadisler ve din adamlarımızdan öğreniyoruz..
Karasu’da yaşayan ve aynı zamanda Karasu’nun kültür değerlerine olduğu kadar, turizm, ekonomi, spor ve yaşamına da sahip çıkan değerli iş adamı, yönetici Erdal Bıçakcı, zaman, zaman kendi kişisel sayfasından görüş ve düşüncelerini paylaşır..
Bunların bazılarını İnter-Media Bruxelles yayın organları olan Belçika YeniHaber ve Belçika BelHaber üzerinden de okurlarımız ile paylaşırız..
Sevgili Erdal Bıçakcı, son olarak “Niçin Oruç Tutuyoruz” başlıklı bir yazı yazdı..
Yazının içeriğini okurlarımız ile paylaşarak, bu önemli ibadete dikkatlerinizi bir daha çekmek istiyorum:
Ramazan ayı Hicri takvime göre dokuzuncu aydır. Bu ayda Kur’an indirilmeye başlanmıştır.
Müslümanlarca kutsal sayılır ve bu ayda oruç tutulur.
Hicri takvimede bir yıl 354 gündür. Aylar Ay’ın hareketlerine göre oluşur. Bir hicri ay ortalama 29 gündür. Miladi takvime göre daha kısa olduğu için her yıl öne gelir. Bu sebeple değişken bir aydır. Bunlar işin teknik yönü.
Benim anlatmak istediğim konu; oruç tutmadaki amaçtır.
Öncelikle; sağlıklı, akıllı, ergin
Müslüman olmak oruç tutmanın ilk koşuludur. Bu koşulları taşıyan bir Müslüman bu ayda nefsini terbiye etmek amacıyla oruca başlar. Oruçta ilk akla gelen koşul, « hiç bir şey yememek, içmemek » olmasına rağmen, bence bu yeterli değildir.
Oruçlu bir kişi, ileriye dönük olarak, en büyük amacı bencilikten kurtulma olmalıdır.
Bencilik, yani egoizm.
Kişi oruç tutarak empati yapmayı öğrenmelidir.
Oruç;
Müslümanların aç ve sussuz kalarak, yoksulların durumunu daha iyi anlaması amacı ile zorunlu kılınmıştır.
Yemek, yememek ve sıvı almamak oruç için yeterli midir?
Hayır değildir.
Kişi hırslarından arınmalı, paylaşımcı olmayı öğrenmelidir. Zevkden ve eğlenceden, gerek bakış, gerekse aktif olarak cinsel yaşamdan uzak durmalıdır. Ticari hayatında ve sosyal ilişkilerinde yalan söylememeli, hile yapmamalıdır. Çevre ve kişisel temizliğe azami özen göstermelidir.
Bunların hepsi orucun gerçek amacıdır. Otuz günün sonunda tutulan orucun etkisi ile nefsini terbiye etmiş
Müslümanın hayatı da değişmiş olmalıdır.
Ramazan ayının etkisi ile kişi; doğa, insan ve hayvan sever bir kişi olmayı başarmalıdır.
Etrafına huzur veren, yardımsever insan olabilmeyi başaramayan kişilere orucun hiç bir katkısı yoktur.
Boşuna aç ve susuz kalınmıştır.
Kutsal ay biter bitmez, eski kötü alışkanlıklarına devam eden bir kişinin, zahmet edip oruç tutmasının gereği var mıdır?
Bence yoktur.
Kısacası bu ay, kişinin benliğini terbiye etme ayıdır ve bu tüm hayatına yansımalıdır.
Özellikle, » yalan ve hileden » arınmak çok önemlidir. « Saygılı, etrafına sevgi saçan bir kişiliğe kavuşmak » oruç tutan
Müslümanın en büyük hedefi olmalıdır.
Bizim profesyonel hocalarımız, televizyon ekranlarında ücret karşılığında
halka yetersiz bilgiler verip, insanları birbirine düşman etmektedir.
Ayrıca, çoğu çağın çok gerisindedir.
Zaman, zaman komedi programı izler gibi takip edilmektedirler. Gerek imam kadrosu ve gerekse televizyon hocaları profesyonel din adamlarıdır ve bu uygulama
İslamın özünde yoktur.
Daha yazacak çok şeyler var. Ama önce siz orucun ve Ramazan’ın anlamını kavrayın. Şeklen değil kalpten inanın, sonra diğer derslerimi takip edin. Hayırlı ramazanlar.
«
Bir işi dosdoğru anlamak, dosdoğru yerine getirmek gerekir.. Eğmeden, bükmeden, doğruları paylaşmak, din adamları ile siyasetçilerin ve aydın kesimin başlıca görevidir..
Türkiye’de insanımız ne çekiyorsa, bu kesimlerden çekiyor! Herkes keseri kendi tarafında yontmada maşallah maharetli..

“Oysa, doğru olmak, adil olmak, yasalara uymak, kul hakkından uzak durmak, dinin gereklerini yerine getirmek, ülkeyi sağlıklı, güzel, eşit temelde yönetmek”, o kadar zor mu?
Maalesef insanoğlu menfaatlerin, egoizmin etkisi altına girerek, çevresine, kendi insanına, sevdiklerine bile zarar verebiliyor..
Bütün bunları, kısa yaşamımızda görebiliyoruz..
Her yere fitne-fesat karışmış durumda!..
Bölünmüşlük almış başını gidiyor!..
“Siyaseten, dinen, yasalar bağlamında, ülkenin zenginlikleri konusunda, yöneticilerin kabileyetleri konusunda beklentilerimiz”, bu nedenle hep yarım, yamalak kalıyor..
O zaman ne ülkemiz ilerleyebiliyor, ne de birey olarak istediğimiz yaşam standardını yakalayabiliyoruz..
Bakınız, şu Koranalı günlerde, gerekli tedbirleri zamanında almadığımız, bazı bilgileri halktan esirgediğimiz, aşı teminini önceden ayarlayamadığımız, vatandaşımızı daha duyarlı, bilgili kılamadığımız için, binlerce insanımızı kaybettik..
Yazık değil mi?
Bir insan, kolay mı yetişiyor!?
Ne canlar gitti, ne canlar?
Türkiye’nin bu salgın Korona’dan çektiğini, maddi ve manevi olarak ölçebilirmisiniz?
Her işin başı “doğru,dürüst olmakta” düğümleniyor..
Herkes işini,” Allah için, kul hakkını gözeterek, eşit, adil temelde paylaşımcı bir anlayış ile yaparsa”, o ülkede sorun mu kalır?
Siz,” liyaketsiz,beceriksizleri “ devlet kadrolarına doldurur, “siyasi ve cemaatçi, biatçı bir anlayışa öncelik verirseniz”, olacağı budur!..
İnşallah bütün bunlardan ders alırız..
Bu önemli ayda, Hendek ve Erenler ilçelerindeki vatandaşlarımızın bakkal borçlarını kapatan bir meçhul, iyiliksever insandan Bizim Sakarya Gazetesi söz ediyor..
Markete borçları olanların tüm borçlarını ödemiş..
Ne büyük fedakarlık, ne büyük güzellik, ne ulvi bir anlayış..
İşte Türkiye’nin bu tür insanlara, yardımsever, hamiyetperver, anlayışlı, sorumlu insanlara ihtiyacı var..
Ya Devlet?
Devletimiz de; bu zor günlerde yanımızda olmalı elbet..
Ama devleti yönetenlerin öncelikleri başka,akıllar,düşünceler başka?
Bu böyle gelip gitmez elbette?
Eh yardım ediyoruz!
Hadi canım sende?
Yardım ediyoruz da,kime,kime?
Hayırlısı ama,nereye kadar?
İnsanımıza yardım etmek ne ulvi bir duygudur, fakat asıl olan insanımıza istihdam yaratmak gerekmez mi?
Gençlere iş bulan, fakiri,fukarayı gözeten, kollayan, bu zor günlerde onlara kucak açan, beklentileri karşılayan siyasetler, siyasetçiler nerede?
Keşke bu konuda da kolları sıvasak, elbirliği ile ülkem insanı işe koyulsa..
“İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” anlayışının en güzel örneklerinden biridir bu!
Geçtiğimiz günlerde, Korona nedeni ile hayatını kaybeden bir vatandaşımız arkadaşına,” Ben ölürsem, tüm paramı sokak ortasında saç-savur” demiş!
O da,” paranın bir önemi olmadığını, bu dünyanın misafir, geçiçi bir mekan olduğunu, önemli olan eserlerin, hizmetlerin, güzelliklerin, hoş bir sedanın geriye kaldığını, sorumluların sorumluluklarını” bizlere anlatmak istemiş!..
Elbette anlayana!
Son söz, bizlere de büyük görevler düşüyor..
Önceki gün,Urfa’dan bir kadınımızın can hıraş bağırışı yüreğimi yaktı..
“Dini bilmiyorsun, siyaset yapıyorsun,torpil yapıyorsun, çocuklarımız okul bitirdi, diplomalı ama diplomalılar işe alınmıyor..
Kaçan, kaçana, götüren götürene, nerede adalet?..
Şu gençlere bak, birinin işi var mı?

Yeter, yeter, bıktık!..Bize ya hizmet verin, ya da bu kötü gidişe bir çekidüzen verin!..
Biz işsiz, işsiz!..
Makarna, soğan, patates, yardım istemiyoruz, biz iş istiyoruz, iş!..
Hepimiz bayrak sahibiyiz..
Bu bayrak Türkiye Cumhuriyeti Bayrağı..
Bayrak üzerinden, din üzerinden siyaset yapmayınız” diyor..
Doğru söze ne denir?

Millete bir dokun, bin ah işit” derle ya, o günlerdeyiz..
Allah bu Milletin yardımcısı olsun!
Yusuf Cinal yazıyor/21 Nisan 2021 Brüksel/ www.bizimsakarya.com.tr.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Millete bir dokun, bin ah işit!
Yorum Yap