Kent hizmetine talip oldu, ama bakın ne oldu?

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bundan tam tamına yirmi beş sene öncesiydi; bir sehrin su isleri müdürüydüm. Suyumuz (her şehir gibi) hızla kirleniyordu. Belediye olarak acilen arıtma tesisi yapmamız gerekiyordu. Ama işçilerimize bes maaş birikmiş borcumuz vardı. Ekonomik çöküntü diz boyuydu. Sadece projesinin çizimi bile 150 işçi maaşını aşıyordu.
Nasıl olacaktı bu?
Nereden duyulduysa duyulmuş, biri çıkageldi: ‘Ben bu şehrin arıtma tesisinin projesini çizmeye talibim. Babam müfettiş, annem ilkokul öğretmeniydi benim. Ortaokul ve liseyi bu sehirde okudum. 1967 depremini bu sehirde yaşadım. Bir şartım var, yalnız; projeden ucret almayacağım…’
Donup kalmıştım.
Biz bir göz isterken, mevlâm iki göz birden veriyordu. Ne yapacağımızı, nasıl yapacağımızı, kara, kara düşünürken ‘gocuman rabbim’ bize hızır’ı göndermişti işte…
Kırk beş yaşlarında, uzunca boylu, uzunca yüzlü, beyaz tenli, kahverengi seyrekçe saçlı, ince zarif entelektüel sakallı, daima mütebessim, ince çerçeveli gözlüklerinin ardından derin derin ve zeki, zeki bakan bir çift gözün sahibi, Marmara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof.Dr. Ahmet Mete Saatçi’ydi, bu zarif insan.
İki, üç defa bizim şehirde ve iki üç defa da onun makamında görüşmelerimiz sürdü. Çok hoca tanımıştım, çok doçent ve profesör ağabeyimiz vardı. Ama bu kadar mütevazı, bu kadar samimî, bu kadar öğrenciyle ilgili bir bilimadamını ilk kez görüyordum.
Şaşırıp kalmıştım yine.
Bir gidişimde yüksek lisans dersi veriyordu odasında, on kadar öğrencisine. beni de buyur etti içeriye, bir köşeye iliştim.
İlginçti (1995’lerin Türkiye’sine ilk kez görüyordum); odasına bir hazır çay makinası almış, yarım saatte bir kendi elleriyle on öğrencisine ve bana çay doldurup tek, tek servis ediyordu.
‘Hocam ben koysam…’ deyip ayağa kalkan öğrencilerine de asla müsaade etmiyordu.
Sonra yemeğe götürdü okul kantinine beni. yüzlerce öğrencinin arasında kuyruğa girdik. bir hoca bir profesör gibi degil de kurumun sıradan bir çalışanı gibi hemhâldi gençlerle. Gözlerime inanamamıştım. Öyle ya bizim ülkemizde doktorasını tamamlayanların küçük dağları, doçent olanların orta büyüklükte dağları, profesör olanların da torosları olmasa bile ılgaz’ı samanlı dağları’nı (haşa) ‘ben yarattım’ edasıyla yürüdüğüne şahit olmuyor muyduk.
Profesör Ahmet Mete Saatçi’deki bu tevazu samimiyet ve kucaklayıcılık, inanılır gibi değildi. Bu destansı sahnelere şahit olmak ne büyük bir bahtiyarlıktı benim için de. Ülkemin geleceği adına ne çok ümitlenmiştim bu sahneleri görünce.
El altından öğrenebildiğime göre; üstelik bu edep timsali ağabeyimiz, yüksek lisans ve doktorasını İngiltere’de, Doçentlik ve Profesörlüğünü de ABD’de tamamlamıştı. Ayrıca Medine şehrinin su danışmanıydı. Her yıl bir aylık senelik iznini, Medine’de görevde ve efendimize komşu olarak geçiriyordu.
Şimdi şöyle bir sorunun cevabını merak ettiğini duyar gibiyim: ‘sizin şehrin 150 işçi maaşı tutarındaki arıtma tesisi projesini ‘bilgisinin zekatı’na profesör doktor Ahmet Mete Saatçi çizdi degil mi?’
Nerede?…
Yan yattı, camura battı, allem oldu kullem oldu, şeytan aldı götürdü; vahşi kapitalizm galip geldi. (o sırada (1996 yazı) çok şükür ben de su işlerinden kurtulup aynı kurumda kültür müdürlüğüne getirilmiştim.)
Sonradan öğrendiğime göre, nasıl olduysa Ahmet Mete Hoca işin içinden uzaklaştırılmış, tesis insa ihalesi yapılırken porjelendirme de ihalenin içine dahil edilmiş falan da filan… para/kapitalizm, zekâtı da vefayı da bedavayı da alıp çöpe atmıştı yine.
Bu anıdan geriye kalan da, – sevgili Mehmet Sarmış’ın nakli benzeri – bir güzel insanı tanımak ve Profesör Ahmet Mete Saatci’nin bir ara kulağıma fısıldadığı ‘her şey para değil. bu tür projeleri ücretsiz yapmak, hayatımın ve bilgimin zekatını vermek kabilindendir’ cümlesiydi. Bu cümle, o gün bugün özel hayatımda bir ders ve ilke olarak daima benimle birlikte kasaba kasaba şehir şehir ülke ülke dolaşacaktı.
Yüce calap, her şehirde onlarca yüzlerce binlerce Ahmet Mete Saatçi gibi güzel insanlar nasip eylesin. Her şehre, her ülkeye, dünyamıza…
Fahri Tuna yazıyor

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Kent hizmetine talip oldu, ama bakın ne oldu?