Abasıyanık,”Yazdığım yazıların hiçbirini beğenmiyorum!”

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Siz öykücü, romancı ve şairsiniz. Diğer yandan Adapazarılısınız. Sayın Abasıyanık, ne zaman ve nerede doğdunuz?
Bir Ramazan bayramının birinci günü, bayram namazı kılınırken 23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda doğmuşum. Babam Mehmet Faik Bey, annem Makbule Hanımdır. Bana Mehmet Sait adını koymuşlar. Doğduğum ev, bugün Atatürk Bulvarı’ndaki Ahmet Faik Apartmanı’nın arsası üzerinde iki katlı ahşap bir evdi. 1943 depreminde hasar görmüş ve daha sonra yıkılmıştır. Babam tahrirat katipliği, belediye başkanlığı, daha sonra da kereste ticareti ile uğraşmıştır. Benim için insanların en iyisi dedem ve haminnemdir.(1)
Değişik il ve okullarda eğitim gördüğünüzü biliyoruz. Eğitiminiz nasıl ve nerede başladı?
Babamın memuriyeti gereği 1910 yılında Karamürsel’e yerleştik. Okula törenle mahalle mescidinde başladım. Babam “tüccar”, annem “yakışıklı bir hariciyeci” olmamı istiyordu. 1913’te tekrar Adapazarı’na döndüğümüzde Rehber-i Terakki Mektebi’ne verildim. Ardından Adapazarı İdadisi’nde (ortaokul) okudum.
İLK HİKÂYEM İPEKTEN MENDİL’DİR
O yıllar hem ülkemiz, hem de Adapazarı için zor yıllar… Kurtuluş Savaşı yılları sizi nasıl etkiledi?
Ben ortaokula devam ederken Adapazarı Yunanlılarca işgal edilince, annem ve halamla birlikte önce Düzce’ye ardından da Bolu’ya yerleştik. Babam milli mücadele amacıyla Adapazarı’nda kaldı. Adapazarı’nın kurtuluşu üzerine tekrar şehrimize döndük. Ben 17 yaşındayken ailem İstanbul’a Şehzadebaşı’na yerleşti. İstanbul Erkek Lisesi’ne kaydoldum. 10’uncu sınıftayken, üzücü bir olay üzerine 41 kişilik sınıfımızın tamamını Bursa Lisesi’ne sürgün gönderdiler. 1928’de Bursa Lisesi’nden mezun olup tekrar İstanbul’a döndüm.(2)
Edebiyata karşı ilginiz nasıl ve ne zaman başladı?
Bursa Lisesi’nde onuncu sınıftaydım, edebiyat hocamız bir vazife yazmamızı istedi. Ben İpekten Mendil isimli bir hikaye yazıp verdim. Ertesi ders hoca bu hikayemi bütün sınıfa okuttu. Meğerse hikayeyi çok beğenmiş, sonra beni yanına çağırıp: Eğer böyle yazmakta devam edersen iyi hikaye yazabileceksin sen demişti. İşte ilk bu şekilde yazmaya başladım. İkinci olarak Zemberek’i yazdım.
HİKÂYELERİMİ EKSERİ BALIKÇI KAHVESİNDE YAZARIM
Genellikle nerede ve nasıl yazarsınız?
Hikaye yazmak için oturduğum vaki değildir. Hikaye yazmak içimden gelmeli ve sonra da oturup yazmalıyım. Hikayelerimi ekseri herkesin arasında, bir balıkçı kahvesinde ve evimde gece yarısından sonra annem uyurken yazarım.
Neden genellikle denizden ve balıkçılardan bahsedersiniz?
Adada oturuyorum. Denizi pek çok severim, balıkçıları da öylesine. Balıkçı kahvesine gider otururum.
Kibar zümreyi pek yazmıyorsunuz?
Kibar zümreyi hiç sevmem de ondan. Yaşamaktan zevk alanları severim ben.
BENİM İÇİN YAŞAMAK;
HİÇ BİR ŞEYE BAĞLANMADAN AVARE GEZMEK BÜTÜN GÜN
Peki size göre yaşamak nedir?
Balık tutmak, kahvede oturmak, yanımda çok sevdiğim köpeğim, insan tanımak. Beyoğlu’nda bir aşağı bir yukarı dolaşmak, arada içmek, hikaye yazmak, velhasıl hiçbir şeye bağlanmadan avare gezmek bütün gün. (3)
İlk yazınız ve ilk hikayeniz nerede ve ne zaman yayımlandı?
İlk yazım Milliyet Gazetesinde 1930-31 yılları arasında. İlk hikayem ise aynı yıl Ses Dergisinde çıkmıştı.(4)
Yazılarınızda daha çok İstanbul var. Neden acaba?
İstanbul, İstanbul, İstanbul… Bu yeknesaklıktan ben de bıktım. Ama ne yapayım? Anadolu ve Anadolu insanına dair çok az şey biliyorum. Bilmediğim şeye burnumu sokamam ki…(5)
Sanattaki hedefiniz nedir? Ne yapmak istiyorsunuz?
Bugün gayem bir roman yazabilmektir. Buna hikaye tarikiyla (yoluyla) geçilebileceğini sanmıyorum. Fakat istediğim şey elbette ki hayattır: Binaenaleyh yaratmaktır. Evvela okumak istiyorum: Prost’u hazmetmek, Gide’i anlamak, bir Dostoyevski ile hembezm olmak, Thomas Mann kadar doymak istiyorum. (6)
YAZDIKLARIMIN HİÇ BİRİNİ BEĞENMİYORUM
En çok hangi eserinizi beğenirsiniz?
Hiçbir yazımı beğenmiyorum. Yazdığım yazılar bir hazırlıktan ibarettir. Tekrar okuduğum hikayelerimden hiçbir şeyi gözüm tutmuyor. (7)
Bir kitabınız nedeniyle mahkemelik olduğunuzu duyduk. Konunun aslı nedir acaba?
“Medarı Maişet” isimli bir hikaye kitabı çıkarmıştım. Hayatı toz pembe görmüyorum diye mahkemeye verildim. Üç beş kuruş kazanalım derken iki bin lira mahkeme masrafı ödedim, üzüntüsü de caba. Kahramanlarım rahat etmek için hapse giriyorlardı. Bütün sebep bu! Geçenlerde Eyüboğlu’na edebiyatla uğraşmaktan bıktığımı ve artık yazmayacağımı söyledim.(8)
Hikayelerinizde konu seçiminde yeterince özgür müsünüz? Örneğin hikaye başına ne kazanıyorsunuz?
Bir zamanlar Varlık’ta muntazaman (düzenli) hikayeler yazıyordum. Mevzuları hoşlarına gitmedi. Başka şeyler yazmamı söylediler. Ismarlama şeyler yazamıyorum, ayrıldım. Zaten verdikleri ne? Bir hikayeye 5, 7,5 haydi bilemediniz 10 lira. Mamafih daha fazla para verenler oldu, oldu ama bu sefer de başka şeyler çıktı. Aile mecmuasına yazdığım hikayelere 25 lira veriyorlardı. Bir gün Vedat Nedim Tör, kendinizi aşacak hikayeler getirin, dedi. Bu da bir başka türlü sipariş. Oradan da vazgeçtim. 5 liraya hikayenizi vermeye razı olsanız da iş bununla bitmiyor. Mevzuu sipariş olacak, suya sabuna dokunmayacak. (9)
NE SİYASETTEN ANLARIM, NE KOMÜNİZMDEN ÇAKARIM


Sizce yazarlarımız, daha geniş bir ifade ile sanatçılarımız halkın sorunlarına yeterince ilgi gösteriyorlar mı? Size göre sanatçının sosyal alandaki sorumlulukları nedir?
Sanatkarın vazifesi, kendi yurdunda işsizlikle, dilencilikle, haksızlıkla, istismarcılıkla mücadeledir. Tanıdığım bir adam var, Küçük bir fabrikası var. Kırk amele çalıştırıyor. Ameleleri haftada sekiz saat yerine dokuz saat çalıştırmaktadır. Demek ki kırk saatlik bir haksız karı var. Adamın bizim adada motorları, köşkü, şusu busu vardır. Şimdi kalkıp bu realiteyi yazsam yiyeceğim damga ola ola komünisttir. Halbuki ne siyasetten anlarım, ne komünizmden çakarım. Kendim için değil amma benden çok daha genç arkadaşlar için anlayışlı, sanata delicesine aşık, onu koruyucu bir matbuata ihtiyaç vardır.(10)
En beğendikleriniz?
Fıkracı Vala Nurettin, şair herhalde Yahya Kemal değil, Melih Cevdet, hikayeci Orhan Kemal, sahne sanatkarlarının hepsinden nefret ediyorum, ses sanatkarlarının hiç birini dinlemem, karikatüristlerin hepsini severim, röportaj muharriri Yaşar Kemal, romancı olarak Osman Cemal’den başka kimseyi tanımıyorum.(11)
ADAPAZARI; ÇINARLARINA KARGALARIN ÜŞÜŞTÜĞÜ MEMLEKET


Amerika’da Mark Twain Derneği’nce dünya edebiyatını katkılarınız nedeniyle onur üyeliğine seçilmenizi nasıl yorumluyorsunuz?
Üyeliğe bir çokları gibi bende şaşırdım. Mark Twain alay edermiş, güldürürmüş, kepaze edermiş, cemiyetteki sahte vakarları, petrol krallarını, pamuk prenseslerini, sağlığında. Ölümünden sonra da bir Türk hikayecisiyle şakalaşmasın mı? Eyvallah Mark Twain!
Sizden önce bu derneğin ilk üyesi Atatürk’müş…
Beni sevindiren de işte bu. Atatürk’ten sonra, benim üye olmam, benim için ne büyük şeref. Eğer bu üyelikten memnunsam, bu yüzdendir.(12)
Son olarak doğduğunuz ve çocukluğunuzun geçtiği Ada’yı, Adapazarı’nı sormak istiyorum. Adapazarı sizin için neler ifade ediyor?
Çınarlarına kargaların üşüştüğü memleketim… Meserret Oteli’ni, Deliçay’ı, Karakamış Köyü’nü, Karapürçek’i ifade diyor.
Sait Faik Abasıyanık

1906 yılında Adapazarı’nda doğdu. İlk öğrenimini Adapazarı’nda, orta öğrenimini İstanbul Erkek Lisesi ve Bursa Lisesi’nde gördü (1928). Bir süre İstanbul Dar’ul-Fünunu (Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi’nde okuduktan sonra Fransa Grenoble’e eğitim gördü (1931-35). Dönüşte kısa süreli Türkçe öğretmenliği ve ticaret denemesinden sonra “yazı yazmaktan başka iş yapmamağa karar” verdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle birlikte Burgaz Adası’ndaki evde yaşamaya başladı (1939). Amerika’daki Mark Twain Derneği’ne onur üyesi seçildi (1942). Siroz hastalığından öldü (1954). Burgaz Adası’ndaki ev “Sait Faik Müzesi”ne dönüştürüldü (1964). Vasiyeti gereğince, Darüşşafaka Derneği’ne bırakılan eserlerinin geliri ile bir “Sait Faik Ödülü” oluşturuldu. Sanat hayatına şiirle başlayan Sait Faik, Avrupa dönüşü çeşitli dergi ve gazetelerde yayımladığı eserleriyle, hikayeciliği meslek edindi. On bir hikaye, bir roman, üç uzun hikaye ve bir şiir kitabı yayımlandı.
*Bu söyleşj, Sait Faik Abasıyanık (1906-1954) ile daha önceleri yapılan röportajlardan, anılardan, sohbetlerden ve mektuplardan; kaynak gösterilmek suretiyle, aslına harfiyen sadık kalınarak, sadece konusuna göre sorular sorularak Fahri Tuna tarafından derlenmiştir.
(1) Muzaffer Uyguner, Sait Faik, Bilgi Yayınevi, 1991 Ankara, Sh.9-14,
(2) A.g.e., Sh.10-17
(3) Gülen Erdal, Sait Faik’le Son Röportaj, İzlerimiz, 1954
(4) O.T. Ölmez, Mavi Dergisi, Haziran 1954
(5) Orhan Kemal, Doğu-Batı Dergisi, Haziran-1954
(6) Kurun, 24 Mart 1936
(7) Kurun, 24 Mart 1936
(8) Sadettin Gökçepınar, Akşam, 11 Kasım 1949
(9) Sadettin Gökçepınar, Akşam, 11 Kasım 1949
(10) Sait Faik’in ankete verdiği cevaptan, Yeryüzü Dergisi, 15 Kasım 1951
(11) Sait Faik’in ankete verdiği cevaptan, İnci Mecmuası, 29 Aralık 1952
(12) Yaşar Kemal, Sait Faik’le Görüşme, Cumhuriyet Gazetesi, Mart 1953
Söyleşi / Fahri Tuna
Hikâyeci Sait Faik Abasıyanık

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Abasıyanık,”Yazdığım yazıların hiçbirini beğenmiyorum!”